Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamayla 4 maddelik bir reform planı açıkladı. Bu plandan yola çıkarak bazı fikirler paylaşmak ve eleştirel bir bakış açısıyla bu konuyu incelemek isterim.
Paket daha iyi öğretmen yetiştirmek amacını taşımaktadır. Ancak öne çıkan maddeler bu amaca pek de hizmet ediyor gibi görünmüyor. Pakette geçen başlıca maddelere bir göz atalım.
1- İnsan kaynakları planlaması: Bu plana göre ihtiyaç kadar öğretmen yetiştirileceği söylenmekte. Bu söylem, ihtiyaç fazlası diye nitelendirilen öğretmenler için bir çözüm önerisi olarak öne sürülmektedir. Ancak bu husustaki asıl problem; ihtiyaç fazlası öğretmenler değil, öğretmen ihtiyacı kadar bütçe ayrılmamasıdır. Yetişmiş öğretmenlerimizin atama problemini çözmek öncelikli meselemiz olarak ele alınmalıdır. Ataması yapılmayan öğretmenlerimizin atamaları yapıldıktan sonra, elbette ki ihtiyaca yönelik öğretmen yetiştirilmesi doğru tutum olacaktır. Ancak buradaki öncelikli sorunlardan biri, fen edebiyat fakülteleri mezunlarının formasyon alarak öğretmen olarak atanabilmelidir. Bu kişilere bu imkan tanındıktan sonra ve öğretmenlik bir çıkış yolu sunulduktan sonra bu haklarının elinden alınması yanlış olacaktır. Ancak ileriye dönük olarak fen edebiyat fakültelerinin öğretmen yetiştirmesinin önüne tamamen geçilmesi gerekir. Bütün bu problemlerin genel çözümü kanımca şu şekilde olmalıdır. Ülkemizin öğretmen ihtiyacı belirlendikten sonra, önümüzdeki seneden başlamak üzere, üniversitelerin eğitim fakültelerine alınacak öğrencilerin sayısı, mezuniyet yılları göz önünde bulundurularak, ihtiyaç oranıyla aynı oranda alınmalıdır. Yani 2012 yılında eğitim fakültelerindeki öğrenci kontenjanı, 2016 yılındaki öğretmen alımı sayısıyla aşağı yukarı aynı sayıda olmalıdır. Bu fakültelere girecek öğrencilerin başka alanlara yönelmeleri ve üniversite kadrolarında çalışması ihtimali de göz önünde bulundurularak, kontenjan sayısı ihtiyacın biraz üstünde bir sayı olarak belirlenebilir. 2016 yılı için alınacak öğretmen sayısı belirlenecek, ancak bu 4 yıllık süre zarfında da ataması yapılmamış hiçbir öğretmen de kalmayacak. Gereken bütçe, gerekirse an itibariyle çalışan öğretmenlerin maaşında indirime gidilerek, ücretli öğretmenlik sistemi tamamen kaldırılarak ve başka kanallardan aktarımlar yapılarak karşılanacak. Öğretmenlerimizin atanamaması ve komik ücretlerle, ücretli öğretmenlik adı altında sömürülmeleri ülkemizin kanayan yarasıdır. Elini taşın altına koyma vakti hükümet için gelmiştir. Kabaca düşünülmüş bu önerinin detaylandırılarak hayata geçirilmesi bence mümkündür. Bu yolla 4 yıl içerisinde atanamama problemi çözülecek, aynı zamanda eğitim fakültelerine giren öğrenciler iş garantisiyle daha sağlıklı eğitim yaşantıları sürdürebileceklerdir. Ayrıca fen edebiyat fakültelerinden belli alanlarda formasyon hakkının kaldırıldığı, üniversite tercihlerinden önce açıklanarak, bu yola başvurmak umuduyla bu fakülteleri tercih edecek öğrenciler de durumdan haberdar olarak farklı alanlara yönelebilecektir.
2- Eğitim fakültelerinin durumu: Bakanlığın açıklaması KPSS’nin yetersiz olduğu yönündedir. Bunun farkedilmesi sevindirici bir gelişme. Ancak yerine önerilen sistem gösteriyor ki, KPSS kalkmayacak, aksine daha da zorlaşacak. Dünyanın her yerinde üniversite eğitimi sonunda yapılan sınavlarla mezuniyet hakkı verme durumu vardır. Alan sınavları ile öğrencinin diploma almaya hak kazanıp kazanamayacağına karar veren uygulamalar mevcuttur. Ancak bu türden uygulamalar, akademisyenlere hakaretten başka bir şey değildir. Tüm derslerinden geçmiş ve eğitimini tamamlamış birine tekrardan sınava tabi tutmak, üniversitelere güvenmemenin açık ifadesidir. Her ile kökensiz ve hesapsızca açılan üniversitelerdeki fen edebiyat fakülteleri ve eğitim fakültelerinden hoca ve kaynak kıtlığıyla yetişmiş öğrencilerin alan bilgisini sorgulamak mümkün olabilir. Ama burada asıl sorgulanması gereken, öğrenciler değil, o öğrencilere diploma veren sistemdir. Bir akademisyenin 40 saat derse girip, aynı zamanda bilimsel çalışma yapmasını beklemekte sorunun başka bir boyutudur. Üniversitelerde bu türden yükler bulundukça, akademisyenler ya öğrencileri ya da bilimsel yaşantılarını bir kenara bırakmak durumunda kalacaklardır. Açıkça söylemek gerekirse, bu durumda genelde arka plana itilen; öğrencilerdir. Çünkü bilimsel yaşantı bir akademisyen için kendi geleceğininin tesisidir. Kendi geleceğini gönül rahatlığıyla tesis edemeyen bir insandan, ülkenin geleceğini yetiştirmek üzere bireyler yetiştirmesini beklemek hayalcilik olacaktır. Evet, üniversite okumaya aday yaştaki nüfusumuz oldukça fazla. İhtiyaç yüksek seviyelerde. Ama bunun çözümü her şehre üniversite açmak mıdır? Eğer öyleyse buralardaki hocaların kalitesi de hesaba katılmalıdır. ÖYP gibi ALES’ten iyi puan elde etmeniz halinde, akademisyen olmanızı garantileyen çözümler gülünç olmaktan öteye gidemez. Yine de , çare olmasa da alternatif bir çözüm sunan bu türden sistemleri, günün şartları dolasıyla sindirmekten başka bir çözüm yolu olmadığını da üzülerek belirtmek gerekir.
3- Görev bölgelerine uyum: Bunun üzerine yazmaya pek gerek yok. Oryantasyon eğitimini yasal ve düzenli hale getiren bu uygulama başarılıdır. Ama asıl sorunun uzağında kaldığı da ortadadır. Şansınız varsa doğu hizmetiniz ufak bir dokunuşla affa uğrar. Yoksa mecbur yapacaksınız. “Bu dönemdekiler doğu hizmeti yapmasın, bundan 15 gün önce atadıklarımızın yapsın” türünde, keyfi uygulamalar oldukça, öğretmenlerimiz uyum sorunu yaşayacaktır. Doğu görevinden “yırtmak”, bu fiille anıldıkça, problem bu satırlara sığmayacak kadar büyük demektir.
4- Yeterlik ölçülmesi: 3 yılda bir öğretmenlerin yeterliklerinin ölçülmesi için sınav yapılacağını anlatan uygulamadır. İlk bakışta başarılı bir işlem gibi görünmekte. Ancak, umuyorum ki, bu sistem de dersanecilik alanının rantına kaptırılmaz ve her yaştan öğretmenlerimiz öğrencilerine ayırması gereken zamanı bu sınavlara hazırlanmak için dersane köşelerinde heba etmez.
Tüm bu önerilerin olumlu görülen yanlarının yanı sıra problem adleden kısımları da bana göre bu şekildedir. Eğitim sistemimizdeki problemlerin kesin ve acil yöntemlerle, günü kurtarmak adına değil, geleceği garanti alıcı çözümlerle ortadan kaldırılması gerekir. Eğitim bir gelenektir. Bu geleneğin tahsisi devlet eliyle mümkündür. Bundan önceki dönemde bir hukukçudan, bu dönemde ise bir işletmeciden bu sorunların çözümüne liderlik etmelerini beklemek, benim açımdan hayaldir. Ama umuyorum ki beni utandırırlar ve kalıcı çözümleri tebrik etmek üzere, yeniden bu satırlarda fikirlerimizi paylaşırız.
Saygılar
Ufuk Balaman
